18 Şubat 2015 Çarşamba

1 Özgecan Cinayetinin Altında Yatan Sebep Ne?


Biliyorsunuz ve unutmayacağız ki bu ülkede 20 yaşında Psikoloji bölümü 1. sınıf öğrencisi olan Özgecan, vahşi bir şekilde öldürüldü. Bu olay beni günlerdir etkiliyor, üzüyor ve bir yandan da bir eğitimci olarak düşündürüyor.

Genel olarak toplumsal tepkimiz suçu işleyenlere yönelik idam cezasının geri getirilmesi oldu. Ben bu fikre katılmıyorum. İdamın bu vb. olaylar üzerinde çözüme yönelik bir etkisi olmaz. Şiddet şiddeti doğrur. Katil zanlısı büyüyene kadar babasından her gün dayak yemiş. Artık milletçe dayak ile ilerleyemeyeceğimizi anlamamız gerekiyor. İdam bizi geriye götürecektir, tek katkısı milletçe şu an katillere yönelik bir süreliğine öfkemizin yatışması olacaktır.

Peki ne yapılabilir? Siyaseti sevmeyen birisi olarak doğruya doğru diyen bir yapım vardır. Kim olursa olsun fark etmez. Siyasilerden Bahçeli'nin yaptığı açıklama bu konuda benim fikirlerimi yansıtıyor, olayın köküne bakmak lazım. Bu olayın özündeki sorun ne? Tek kelime ile: Eğitim.

Özellikle bu vb. olaylar için söylüyorum, okullarda psikolojik danışma hizmetlerinin uzmanlaşması ve ilerlemesi şart! Katil zanlısı sonuçta ortaokula liseye gitti mi gitti. Bu adam her gün babasından dayak yiyen, fiziksel istismarın doruklarını her saat yaşayan bir bireymiş. Bu insanı rehber öğretmen veya sınıf rehber öğretmeni veya idaresi her neyse.. fark edip sosyal hizmetlere yönlendirse inanın ailenin elinden alınır daha uygun şartlarda yetiştirilirdi. Ve belkide bu canice cinayet hiç yaşanmamış olurdu.

Eğitimsizlik bir zincirleme olaydır. Bu konuda biz psikolojik danışmanlara ve öğretmenlere bir hayli iş düşüyor. Her öğrenci akademik olarak başarılı olmak zorunda değil ama topluma kazandırılmak zorunda. Bugün boşverdiğimiz çocuklar yarın bir gün bu şekilde azılı katiller olarak karşımıza çıkacaklar. Veya çocuk yapacak onu her gün dövecek ve azılı bir katil ortaya çıkartacak. Ben olayın özünün eğitim sisteminde okul rehberlik servislerinin geliştirilmesi ve öğretmenlerin topluma faydalı bireyler yetiştirmek adına bir öğrenciyi dahi es geçmemelerinde görüyorum.
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Yeni yazılar e-mail adresinize gelsin!

Destek için:


1 yorum:

  1. Katılıyorum ve Tarık Solmuş'un beğendiğim ifadelerini ekliyorum;

    Tecavüz bir onursuzluk suçudur, bir nefret suçu. Bir tutum değildir, bir testesteron patlaması hiç değildir, bir alkolün etkisiyle kontrol kaybı da değildir, bir kotun, saçın rengi, bir eteğin miniliğinde de değildir. Bir erkeklik suçu değildir; bir erk-lik göstergesi, çaresizliği, kisvesidir. Bütün güçsüzlüğün, kendine değersizliğin, saygısızlığın, anlamsızlığın, kendine öfkenin ötekinin bedeninde kendince normalleştirilme endişesidir. Reddedilmeye dayanamayan “güçlü” erk-liğin en güçsüzlüğünün resmidir…

    “Erkek değil mi hepsi aynı zaten, köklerine kibrit suyu, caniler ülkücülermiş zaten, kazığa oturtalım, köpeklere yem yapalım, etlerini cımbızla yolalım, Tayyip’in yasaları işte” yok! Artık yavaş yavaş şoku atlatıp, ama yasımızı da kendi içimizde sessizliğimizle, sakince, sağlıklığıyla yaşayıp, daha akılcı ve gerçekçi düşünüp, çözümler üreteceğiz, üretmeliyiz…
    Bunu biz; biz erkekler kadınlarla birlikte başaracağız, başarmalıyız…çünkü hepimiz birbirimizle, birbirimiz içiniz…

    Daha çok erkeği eğiteceğiz, bilinçlendireceğiz, yazılarla, resimlerle, çizgilerle, derslerle, terapilerle, kitaplarla, her ne gerekliyse. Kendini keşfedip kendini bulmaya başlayabilen her erkek en az bir kadının daha incinmemesi, birkaç yüz daha az gözyaşı demektir…

    Daha çok çalışacağız; daha çok erkeğe daha çok kadınlığı fark ettirip, empati geliştirtip gerekirse canını bile isteye yaka yaka kendisiyle, “erkekliğiyle” yüzleştireceğiz. 7 yaşındaki kızla evlenilebilir diyen 7 yaş altı zekaya bile kendisini fark ettirip böylelikle ona verilebilecek en büyük cezayı vereceğiz…

    Hiçbir kadının zoru oynamadığını, oynamak, erkeği tahrik etmek gibi bir gayesinin olmadığını öğreteceğiz…
    Bir kadının cinsel ilişkiyi istememe hakkını öğreteceğiz…
    Tecavüzle “fikrinin değişmeyeceğini”, her ne olursa olsun hiçbir tarihte hiçbir zevk almayacağını öğreteceğiz…
    Aslında hiçbir kadının “gizliden gizliye böyle bir şeyi” istemediğini öğreteceğiz…
    “Kadının kontrolsüzlüğünü” değil; kendince bahaneler türetmeyi bırakıp kendini kontrol edebilmeyi öğreteceğiz…
    Çırılçıplak soyunmuş bile olsa karşısında, kendine saygı duymayı, duydukça da dokunmamayı, dokunmayabilmeyi öğreteceğiz…
    Gerekirse sindire sindire öğreteceğiz; başka yolu yok. Erkeklere erkekliği yine kendimiz öğretmeliyiz; ve bunu kötülüğü cezalandırarak da değil, iyiliği ödüllendirerek gerçekleştirmeliyiz…

    Kadınlarla daha çok yürüyüp kolkola Kızılay’da İstiklal’de Gündoğan’da, artık daha çok sarıp sarmalayıp onları, tüm kadınları kendi kızımız, kızkardeşimiz, eşimiz belleyip daha çok kadını daha çok koruyup, daha çok sahip çıkacağız…

    Daha çok değişim umudu taşıyıp daha çok çabalayacağız; insanlık tarihinin mücadeleler tarihi olduğunu unutmayacağız…

    “Ne fark eder ki!” demeyeceğiz, fark ettireceğiz…
    “Ne değişecek ki!” demeyeceğiz; değiştireceğiz…
    Umutsuzluk, çaresizlik, üşenmek, ertelemek, vazgeçmek; yok!

    Ve biz bunları yaparken artık gökyüzünde, bulutların üzerinde bir yerlerdeki Özgecan’nın yüzündeki tebessümünü, el sallayışlarını içimizde hissedeceğiz…

    Uzm. Psk. Tarik Solmus
    Yazar, Cift ve Evlilik Danismani
    www.tariksolmus.org

    YanıtlaSil

***Yorum bırakabilmek için yorumunuzu yazdıktan sonra "gmail" hesabınızı giriniz***.

**Yorumunuz onay gerektirmez ve hemen yayınlanır.**


**Küfür veya argo içeren yorumlar kesinlikle silinecektir!**

**Yazdığınız yoruma cevap yazıldığında haberdar olmak için yorum formunun sağ alt köşesinde bulunan E-posta yoluyla abone ol linkine tıklayabilirsiniz.**